27 October 2009

EV ile ilgili bilgiler ve tecrübeler

Ev dahilinde edindiğim tecrübeleri aktarmaya karar verdim.

Konu : Kombi

Bu konuda dogalgazprojesi.com adresindeki foruma yazmıştım ama pek cevap veren olmamıştı. Oraya yazdıklarımı buraya aktarım.

Önceki mevzu hangi kombiyi almalı ve kombiyi balkona yerleştirme idi. Balkon cam kaplı ama bir (so called) kombi dolabı almayı planlıyordum. Kışın cam açılmıyordu ama yazın açınca toz, kir olur endişesi hakimdi bende. Neyse bunları sorduktan bir sen sonra (biraz önce) foruma yazdım, simdide buraya aktarayım.


"Kışı ve yazı atlattık, ve balkonda herhangi bir problem yaşamadım. Düşündüğüm gibi çok tozlanma olmadı. Daha çok kirlenir diye tahmin ediyordum. Tabi balkon camları çoğunlukla kapalı kalıyor. Bunun etkisi fazladır.

Kombide bir problem yok. Yaza girerken salondaki termostatı 10 dereceye aldım ve hiç çalışmadı. Geçenlerde hava soğuyunca 18 dereceye getirdim. Henüz çok soğumadığı için bir iki kere çalıştı.

Kombiyle ilgili ilk problemi geçen hafta yaşadım. Kombi altındaki siyah borudan su tahliye etmiş. Eve gelince kontrol ettim ki basınç 3 bara çıkmış. Banyodaki radyatör su tahliye vanasından basıncı 2 bara düşürüp servisi çağırdım. Cihaz içerisindeki suyu musluğa yönlendirip basıncı sıfırladı. Ve genleşme tankının içine hava pompaladı (şarjlı pompa ile) Ne kadarlık basınca çıkardı göremedim.

Şu anda 1.5 bar ile 2 bar arasında normal çalışmasına devam ediyor. Eğer tekrarlarsa genleşme tankının kontrolü için servisi yine çağırmamı söylediler.

Kullanımla ilgili olarak ;

Salona termostat taktılar kombi ile beraber. Bu termostatı bir dereceye ayarlıyorsunuz ve bu derecenin altında kombiyi çalıştırıyor. Su sıcaklığını kombi üzerinden ayarlıyorsunıuz.
Pek memnun kalmadığım kısım, kombinin bu şekilde "Aç-Kapa"(on-off / bang-bang) şeklinde çalışıyor olması. Bence bu çok saçma. Eğer bu termostat olmasaydı kombi oda sıcaklığına göre değilde su sıcaklığına göre çalışacaktı.

Bu durumda o bahsedilen modülasyon nedir diye merak ediyorum? Aç-Kapa çalışan bir sistem hiç bir zaman diğer kontroller kadar verimli olmaz. Yani demek istediğim kombi kapalıyken radyatörler buz gibi oluyor. Sonra tekrar çalışıyor. Halbuki beklediğim kombi belli bir sıcaklıkta sabit kalsın ve sürekli çalışsın. Tahminimce bu şekilde daha az yakarak aynı şekilde ısıtacaktır. (Arabayla dur kalk yapmaya benzetebilirim)

Kışın ne kadar gaz yaktım?
Alt kat bakkal, yan taraf emlakçı, her yan boş yani. bir üst kat dolu ama onun bana hayrı yok. Kış öncesi pencerelere (ahşap, çift camlı) 4 tüp silikon bitirdim. Tüm birleşim yerlerini silikonladım. Pencereleri, fitilledim. Banyo tuvaltteki menfezleri naylonla bantladım. (rüzgarı kestik :) ) 18 derecede 450 lira aylık ortalama ile evde donduk diyebilirim. Mantolama falanda olmadığı için çok zor geçti kış.

Yazın mutfak banyo hariç tüm evi laminat parke ile kaplattım. Altına 5 mm'lik kapron malzemesinden dösettim. Antrede apartman boşluğuna bakan duvara protmanto yaptırdık. Yaptırmadan önce Bauhaus'tan aldığım 6 mm'lik Depron malzemesini çift taraflı bantla tüm duvara boşluksuz döşedim. Sonrada portmantoyu dayadım.

Şimdi ise radyatör arkası yansıtıcıları döşemeye karar verdim. Bakalım bu yaptıklarımla geçen kıştan ne kadar fark edecek.

Yeni tecrübeleri buraya aktaracağım.
Merak edenlere saygılar."

13 January 2009

I'm back again...

Uzun bir aradan sona ve ikinci bir fikir değişikliğine kadar tekrar yazmaya karar verdim. Yazmaktaki amacımı "edindiğim tecrübeleri paylaşmak" olarak nitelendirince daha motive olduğumu hissettim.

Son entry 28 şubat 2008. O zamandan bu zamana edinilen tecrübeler şunlardır:

1. Koca askerlik bitti (daha ne olsun)
2. Evlendik (tecrübenin daniskası)

Şimdi bunlar vakit buldukça yazmak istediğim ana başlıklar. Bunların alt başlıkları olacaktır elbet.
Aslında askerlik için anılardan başka yazacak ne var diye düşünüyorum da... pek de bir şey yok. Ama yazacağım, onlar da tecrübedir.

Esas bomba evlilik hadisesi. Bu konuda edindiğim tecrübeler hem evlenmek ile ilgili hem de yaşanacak yeni evin hazırlanması ile ilgili ki ikinci kısım çok çok önemli. Bu konunun önemi "ne kadar ekonomi yapılmak istediyor" ile eşgüdümlüdür...imho.
"Piyasa Araştırması" denen müessese insanı hayatından bezdirebilir. Çok dikkatli olmak lazım. Ama tabi söylediğim gibi, ekonomik ile ilgili.
Bu süreç içerisinde düzenli olarak babamın tutuğu sonra benim devam ettiğim bir kara kaplı defterim var. Oradan buraya aktarmayı planlıyorum.

25 February 2008

Fıradım nişanlandı...

Haftasonu İstanbul'a gidip, Fırat'ımın nişanına katıldım. Eskişehir soğuklarından sonra paltosuz gezmek süper geldi bünyeye. "Bostancı sahili" denen yerde güneşin altında, denizi izlerken çay içmek hakikaten güzelmiş.

Öğrenilenler:

* Trene binerken hangi tren olduğuna, ismine, nereye gittiğine ve doğru tren olduğuna dikkat et! (evet, yanlış trene binmişim, kapatalım bu mevzuyu...)

* Otobüs halt etmiş, Tren yolculuğu süpermiş. Cumhuriyet ekzpresine bindim. Hayatımda ilk kez yolculuk esnasında oturduğum yerde bacak bacak üstüne atabildim. Tam yanımda (duvarda diyelim) 220 volt priz vardı. Wireless'da varmış ama bende onu değerlendirecek ekipman yoktu. Bir de yemek vagonu vardı ki, amcamlar çilingiri kurup rakı eşliğinde istanbul'a ulaştırlar. Bunu kesin denemek istiyorum.

* İstanbul denen yerde akıl sağlığı için mümkünse araba kullanmamak lazım.
Örnek 1) Enteresandır, "Cadde" diye tabir edilen yerde, saat gecenin 1'inde sıkışık bir trafik olması.
Örnek 2) Fırat babasının avrupa tarafından "3 saatte" gelebilmesi (Ankara - Eskişehir arası otobüs ile 3 saattir, dikkatinizi çekerim). Böylece kıyafetleri babasında olan Fırat'ın nişana geç kalması.

* Fırat US'den iphone almış ve fiyatı $400 civarında. Onunla bayağı oynama fırsatı buldum. Wi-fi ile internete girmek an meselesi. Girdiğin sayfayı parmaklarınla zoom'layıp rahat rahat okuyosun. Assisted gps'i denediğimizde pek de verimli olmadığını gördük. bulunduğumuz yerin yaklaşık 100m ötesini gösteriyordu. Ama GPS olmamasına rağmen, google earth'e anında bağlanıp nerede olduğumuza dair fikir sahibi olunuyor. Navigasyon yok tabi... Nişan'da fotoğraf çektim bu aletle, çok şahane resimler değildi açıkçası ama 2MP için fena'da değildi. Bluetooth ile veri aktarımı yapılamaması çok saçma olmuş. Kısacası, kişisel tatmin telefonu diyebiliriz buna çünkü kullanmak çok zevkli, lakin özellikler bakımından N95 ile alakası yok. Kahvaltı da youtube'den "Avatar - The Last Airbender"ı izledik Orhun'la :).
Sonuç = Hoşgeldin kararsızlık...

* Bir kişi kendi nişanına geç kalmamalıdır. Garip bir durum oluyor.

13 February 2008

Cep telefonu seçimi

Çoğunuzun bildiği üzere, cep telefonumun (3310)(hala taş gibin olup ve iyi çalışmasına rağmen) toplum tarafında değiştirilme yönündeki baskıları artık sonuç verecek gibi görünüyor.

Araştırma aşamasındayım ve karar vermek zor. Telefonu hemen değiştirmiyorum, o yüzden her bir özellik olsun istiyorum. Olmazsa olmaz wi-fi...

Önerilerinize açığım. Fikri olan beri gelsin, yol göstersin.

Şu anda adaylar: (13.02.2008 tarihli "hepsi burada" fiyatları)
Nokia N95 8GB -> 1.516,29 YTL
Sony Ericsson P1 -> 942,82 YTL

17 October 2007

ODTU Kürek zamanları

Yıl 1997...sıcak bir yaz günü...8 cengaver ilk defa aynı teknede yarışa çıkacaklar...Galatasaray ve Fenerbahçe gibi rakipleri var...Avantajları küçük görülmeleri, önemsenmemeleri... (Belgesel tadı vereyim dedim, olmadı ama oturduğum yerde gaza geldim. :P)

Neyse, o zamanlardan kalma iki fotoğrafı Facebook'daki fotolarımın arasına eklemiş Tuna. Elleri dert görmesin.

Tam ortada oturan mavi tshirtlü, her ne kadar belli olmasa da saçlarını arkadan toplamış (evet, o zamanlar vardı birşeyler) ve yusuflayan şahıs benim. Yarış için tekneye binmişiz, iskeleden açılıyoruz. Yarışın en yusuf anı olan start'a gidiyoruz.

Dönüşümüz 2. olan Galatasaray'ın 14 saniye önünde oluyor ve 1997 Türkiye Şampiyonu oluyoruz takım olarak...

Ayrıca bu yarışta bi 4- (dört tek) rezaletimiz var ki, "tekneyle iskeleye çıktığımızdan" bahsetmek istemiyorum. Yarıştan direk iskeleye...Tarihe geçecek bir hareket :)))






Kadroyu verelim: (Oturanlar :P )

Dümenci (arkası dönük olan) - Tuncay
Hamlamız (en önde oturan) - Görkem baba
Hamla sırtı - Tuna Baytaş
Motor Dairesi (sırayla) - İlter Yılmaz, Arda Özyüksel, Mustafa Tekin Dokucu, Soner Aksu (müstekbel partner)
2 numara - Ahmet Tolga Toksoy
Sibirya - Orkun baba

12 October 2007

Fight for Kisses

04 September 2007

Mr. Bean and the Invisible Drums

Zaten hastasıydım...tuz biber oldu...

Tavsiyeler (Meslek Kur'asına Tabi Yedek Subay Adayları için)

Özetler ilk girişte yapılanları anlatayım önce.

Küçükyalı'daki (E5 üzerindeki) Ulusoy tesislerinden tabelaları takip ederseniz hemen bulursunuz. Teslim olduktan sonra otobüse bindirilip bir binaya gidiyorsunuz. Çanta satıyorlar. Sonra elbise ve postal veriyorlar. Postalları hemen deneyin. (ve problem varsa değiştirin). Elbiseleri de giymeden kabaca kontrol edin, çok küçük olmasın. Berber kontrolü yapılıyor. Kesinlikle asker traşı olup gidin zira orada olmak istemezsiniz, eminim. Oradan başka bir odaya geçip terlik, 2 don, 2 tshirt, bir kullanımlık sabun ve şampuan (otellerdekilerden) veriyorlar. Bir sonraki odada dosyanız açılıyor ve doktor "bir problem var mı?" diye soruyor, varsa anlatmak lazım. Spor yapar yada yapamaz diye yazıyor. (aslında çok da önemli değil, spor falan yaptığımız yok). O binadaki işlemler bu kadar. İşlemleri bitenleri minibüs ile banyoya gönderiyorlar. 3 dakika içerisinde banyo yapıp, verilen elbiseleri giymeniz gerekiyor. Giyinene kadar çoktan terlemiş olacaksınız, duş falan nafile yani. Oradan, kayıt işlemlerinin yapılacağı ve bütün zamanınızı geçireceğiniz mıntıkanıza intikal edeceksiniz. Baya bir bürokratik işlemle uğraşacaksınız. Oraya erken gelenleri(ilk teslim olanları ve bir gün önceden teslim olan psikopatları) bilgisayarın ve fotokopinin başına koyup çalıştırıyorlar. Kayıtları erken bitenleri de koğuşlara çıkartıp bütün yatakları yaptırıyorlar. İşte ben bu gruptaydım. Şöyle söyleyeyim, yatak yapmaktan tırnaklarım açıldı. Sonra böyle devam ediyor.

Askerde yanıma aldıklarım ve tavsiyelerim:
(ağustos ayında gittiğimi unutmayın)
  • Oraya gidince ilk iş size bir çanta satıyorlar. Fiyatı 16 ya da 18 YTL idi. İçinden temiz, kirli ve yıkama torbaları, traş çantası, ayakkabı boyası, pilot kalemler vs. vs. bir sürü şey çıkıyor.
  • Tshirt, don, çorap (Bunları Tandoğan'da ki yeraltı çarşısından temin edebilirsiniz. Tshirt ve don yeşil renkte olacak.)
  • Dikiş için iğne iplik vs.
  • Yapıştırıcı (ani düğme kpopmaları yada spolet yapıştırmaları için) (spolet: yakaya takılan nane)
  • İlaç (yasak aslında, girerken varmı diye soruyorlar. Ben yok diyip girdim. Kesin alın yanınıza. Vitamin ve boğaz ağrısı ve soğuk algınlığına karşı ilaç lazım oluyo.
  • Postal için kaliteli bir tabanlık (koku ve sağlık için)
  • Postal kesin vuracaktır. Vatka alın, vuran yerlere den gelecek şekilde koyun. Ama tüm gün aynı yerde kalması çok zor. Bir di bir süre sonra deforme oluyo. Sıfatını kaybediyo. Bunun için bol miktarda yara bandı alın, boy boy. ve plaster tarzı kuvvetli yapışkanı olan bandajlardan alırsanız yara bandının üstüne bir kat da bundan koyabilirsiniz. Uzun ömürlü oluyo. Her duştan sonra yenilememek için suya dayanıklı olması da önemli.
  • Pudra pişikler için lazım olabilir.
  • Kolunuz falan terden kesin isilik olacak. Bunu havalandırmaktan başka çara yok.
  • Banyo için duş jeli tercih ettim, çok ,isabetli oldu. Kullanımı orada çok pratik. Duşlara herker aynı anda dirdiği için bazı duşlarda su ip gibi akıyor. Girmeden önce çıkan elemana suyun nasıl aktığını sorup girin. Ve girmeden önce suyu ve duşu deneyin. Donu çıkarıp yerleştikten sonra, duşta problem olduğunu farkederseniz, tekrardan yer değiştirmek cok ızdırap dolu oluyo.
  • Küçük bir dolabı 2 kişi kullanıyo. Çoğu koğuş 14 kişilik. Eğer oraya gidecek bir tanıdığınız varsa önceden konuşup, teslim öncesi girişte buluşup ardışık olarak girin ve numaralarınız ardışık olsun. Böylece koğuşunuz, takımınız manganız falan hep aynı olur, rahat edersiniz. En azında duşa giderken cüzdanınızı emanet edersiniz. Ben yastık altına koyuyordum. Ben saat 13:30 gibi teslim oldum(bence ideal) ve numaram 80'di. Bu numaranın 566'ya kadar gittiğini hatırlatırım.
  • Orada 565 tane asker vardı benim gibi. Yani bu demek oluyor ki herşey için kuyruk oluşuyor. İnsanın siniini bozan 1 numaralı husus budur. Anlamsız bekleyişler, sıcak vs...
  • Rahat kısımları da var. İnternet cafe var mesela . Orada köfte ekmek, tost satılıyor. Çıkan yemeği beğenmeyenler oradan yiyor. Pastane büfesi var. Sabahları poaça vs. satıyor.(kahvaltı alternatifi) Tatlı fgalanda var her zaman(yaş pasta, ekler, profitrol vs.)
  • En büyük problem su idi. abi bu ağustos ayı için geçerli. Öğlene kadar 3 litre su içiyorduk rahat. Kantinda su bulunmazsa, riskli olsa da musluktan içiyordum. Susuzluktan iyidir.

Simdilik aklıma gelenler bunlar. Aslında çok rahat bi acemilik olduğu kesin. Ne spor yaptık ne başka birsey. En fazla güneş altında beklemek zordu o kadar. Ha bu arada tshirt üzerine gömlek diye birşey giydiriyolar. Biz ona parka diyorduk. Güneş altında Allah sabır versin...

Bir ara da şu sınavlar hakkında yazarım.

Up-to-date

Yazmayalı neler oldu neler....

Öncelikle yüksek lisans tezimi bitirdim. (Evet ciddiyim) Jüridir, düzeltmesidir, bastırmasıdır, cildidir derken ODTÜ'yle ilişiğide kesip diplomamı elime aldım en sonunda. Açıkçası oldukça zorlu bir dönemdi. Juriden bir hafta öncesinde Karapınar'da bir haftalık atışlar vs. baya bi janjanlı oldu. Bir şekilde hallettik en nihayatinde.

Sonra oradan çıkınca Askere Alma Dairesi'ne bir ziyarette bulunayım dedim. Tezde bittiğine göre artık askerlik yakışır nitekim. Temmuz'un ortasında gidip Agustos celbi için başvurdum. Görevli kadın "çok geç kaldın" demek üzereyken, nisan 2006'dan beri bakaya kaldıgımı gördü. Orada ifadem alındı vs... Bir gün içerisinde askeri işlemlerim hallolmuştu ve 3 Ağustos'ta Mamak'ta sınava girmek üzere oradan çıktım. Bazen ODTÜ'nin yaptığı hatalar işe yarayabiliyor.

SAGE'den de ilişik kesme işlemlerimi tamamladıktan sonra, sırada tabiki yaz tatili var... Yaz talili görevimi de tamamladıktan sonra Ankara'da askeri hazırlıklara başladım.

Bu arada bir de veda yemeği oldu, Sakarya'daki Kumsal'da.





9 Agustos akşamı Hava kuvvetleri Levazım Yedek Subay Aday olarak Küçükyalı'daki Kenen Evren Kışlası'na katılacağımı öğrendim. O kadar "6 ay çıkar nasıl olsa" muhabbetinden sonra hafiften bir g.. oldum açıkçası. 12 ay....

Her neyse gidip teslim oldum. Bölümden Evren ve kürekten Gökhan'la beraber yaptık acemiliği. O açıdan çok şanslı sayılırım. 566'da 14. olup seçme hakkı kazansamda torbamda Ankara olmadığı için Hv.K.K. 1'inci Hv.Kv.K.Lığı Eskişehir'i seçtim. Nasılsa tanıdık yer. Askerde foto çektirdik ama soft'larını alma hakkımız yokmuş, yani yasakmış. Askerde sorgulamamayı bir nebze öğrendim sayılır. Mesela soft'u almak yasak diyince "niye" diye hiç sormadan uzaklaştım oradan :) Sonuç olarak, bir sürü anı ve arkadaş ile acemiliği 18 gün içerisinde bitirdim.

İleride meslek kur'asına tabi olacaklar danışabilirler. Yardımcı olmaya çalışırım.(kesin olurum aslında).